|
ÖZET: Yüklenicinin katı atık düzenli depolama tesisiyle ilgili sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve idarenin denetim eksiklikleri, 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporları’nda ele alınmıştır. 2019 yılında yapılan ihale ile yükleniciye 25 yıllık işletme hakkı verilmiş, ancak yüklenici sızıntı suyu arıtma tesisini inşa etmemiştir. Sözleşmeye göre, tesisin 540 gün içinde tamamlanması gerekiyordu; bu süre 2022 yılında dolmuş olmasına rağmen, yüklenici herhangi bir ilerleme kaydetmemiştir. İdare, yükleniciye eksiklikleri için ihtar göndermiş, ancak sözleşmenin feshedilmesi veya kesin teminatın gelir kaydedilmesi gibi yaptırımlar uygulanmamıştır.
Ayrıca, katı atık düzenli depolama tesisinin çevre izin ve lisansına sahip olmadan faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu’na aykırı olarak, tesisin çevresel riskler taşıdığı ve bu durumun idari yaptırımlara yol açabileceği vurgulanmaktadır. İdare, yüklenicinin çevre mevzuatına aykırı faaliyetlerine karşı gerekli tedbirleri almadığı için, çevre sağlığı açısından ciddi tehditler oluşabilir. Sonuç olarak, yüklenicinin sözleşme hükümlerine uygun hareket etmemesi ve idarenin gerekli yaptırımları uygulamaması, hem çevresel hem de idari sorunlara yol açmaktadır. İdarenin, yüklenicinin yükümlülüklerini yerine getirmesi için etkin denetim mekanizmaları oluşturması ve sözleşme şartlarını uygulaması gerekmektedir. |
BULGU: Yüklenicinin Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi ile İlgili Sözleşmeden Kaynaklanan Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi ve İdarenin Gerekli Denetim ve Yaptırımları Uygulamaması
2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporları – Büyükşehir Belediyesi
İdareye ait katı atık düzenli depolama alanı içerisinde belirlenen taşınmazın, katı atık bertaraf tesisinin işletme hakkı ile birlikte 25 yıl süreyle kiraya verilmesi işi, 2019 yılında 2886 sayılı Kanun uyarınca ihale edilmiştir. Yapılan incelemelerde, söz konusu ihaleye ilişkin mevzuata aykırı hususların bulunduğu tespit edilmiş olup, bu hususlara aşağıda yer verilmiştir.
Yüklenicinin Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi Yapımına İlişkin Taahhüdünü Yerine Getirmemesine Rağmen İdare Tarafından Sözleşmesinin Feshedilmemesi
Yüklenicinin sözleşme gereği yapması gereken sızıntı suyu arıtma tesisini inşa etmediği, ancak buna rağmen idare tarafından sözleşmenin feshedilmediği tespit edilmiştir.
İdare ile yüklenici arasında imzalanan sözleşmenin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 2’nci maddesinde, yüklenicinin Mardin Büyükşehir Belediyesi katı atık düzenli depolama alanında belirlenen işleri yapmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Sözleşmenin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 2’nci maddesinin 2.3’üncü bendinde, yüklenicinin sızıntı suyu arıtma tesisini yapma ve işletme yükümlülüğü bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca, bu kapsamda atık kabulü, makine ve ekipman kullanımı ile ara örtü, günlük örtü, serme ve sıkıştırma işlemlerinin yapılacağı ifade edilmiştir.
Sözleşmenin “Tesisin Yapımı ve Sözleşmenin Süresi” başlıklı 6’ncı maddesinde, yüklenicinin sızıntı suyu arıtma tesisini, EPDK izni dahil olmak üzere gerekli tüm izinleri aldıktan sonra en geç 540 gün içinde tamamlayarak faaliyete geçirmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Sözleşmenin “Süre ve Cezalar” başlıklı 18’inci maddesinde, yüklenicinin sızıntı suyu arıtma tesisini 540 gün içinde tamamlamaması halinde, gecikilen her gün için 500 TL cezai müeyyide uygulanacağı ve bu cezanın 15 gün içinde idareye ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Dolayısıyla, sözleşme hükümlerine göre, yüklenici sızıntı suyu arıtma tesisini yapmak ve işletmekle yükümlüdür. Bu tesisin, EPDK izni dahil tüm gerekli izinler alındıktan sonra en geç 540 gün içinde tamamlanarak faaliyete geçirilmesi gerekmektedir. Sürenin aşılması durumunda, gecikilen her gün için 500 TL cezai müeyyide uygulanacağı ve bu cezanın 15 gün içinde idareye ödenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Diğer yandan, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun “Müteahhit veya müşterinin sözleşmenin bozulmasına neden olması” başlıklı 62’nci maddesinde, yüklenicinin taahhüdünü şartname ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde, idarece en az 10 gün süreli ve gerekçeleri açıkça belirtilen bir ihtar çekileceği, yüklenicinin bu ihtara rağmen yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda ise protesto çekmeye ve mahkeme kararı almaya gerek kalmaksızın kesin teminatın gelir kaydedileceği ve sözleşmenin feshedilerek hesabın genel hükümlere göre tasfiye edileceği hükme bağlanmaktadır. Ayrıca, gelir kaydedilen kesin teminatın yüklenicinin borcuna mahsup edilemeyeceği belirtilmektedir.
Yapılan incemelerden görüldüğü üzere, sözleşme hükümleri gereğince, EPDK izni 15.10.2020 tarihinde alınmış olup, bu tarihten itibaren en geç 540 gün içinde tesisin tamamlanarak faaliyete geçirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, tesisin 08.04.2022 tarihine kadar tamamlanması gerekirken, yüklenicinin sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmediği belirlenmiştir. Belirlenen sürenin üzerinden yaklaşık 1.000 gün (31.12.2024 tarihi esas alınarak hesaplanmıştır) geçmesine rağmen, tesisin inşa edilmediği, herhangi bir ilerleme kaydedilmediği ve bu duruma rağmen idare tarafından sözleşmenin feshedilmediği görülmüştür.
Kamu idaresi tarafından verilen cevapta, yükleniciye bulguda belirtilen eksikliklerin bildirildiği, bu eksikliklerin giderilmesi amacıyla 15 günlük süre verilerek ihtarda bulunulduğu ve verilen süre içinde yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Ayrıca, eksikliklere karşılık gelen ceza tutarlarının hesaplandığı ve tahsil yoluna gidileceği ifade edilmiştir.
Ancak, bu açıklamalara rağmen, yüklenicinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmediği, buna karşın sözleşmenin halen feshedilmediği, kesin teminatın gelir kaydedilmediği ve hesabın tasfiye edilmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca, ihtar sonrasında herhangi bir yaptırım uygulandığına veya hukuki sürecin başlatıldığına dair bilgi ya da belge sunulmamıştır.
Dolayısıyla, idare cevabında belirtilen hususlar, bulguda ele alınan temel eksikliklerle örtüşmemektedir. Zira bulguda esasen yüklenicinin yükümlülüklerini uzun süre yerine getirmemesine rağmen sözleşmeye ilişkin zorunlu yaptırımların uygulanmadığı eleştirilmiştir. Buna karşın idare, yalnızca ceza tahsiline yönelik bir işlemden söz etmekte; bu yönüyle verilen cevap, tespitin gerektirdiği düzeyde bir çözüm ortaya koymamaktadır.
Sızıntı suyu arıtma tesisinin inşa edilmemesi ve idare tarafından sözleşme hükümlerine uygun yaptırımların uygulanmaması, çevresel ve idari bazı sorunların ortaya çıkmasına yol açabilecektir. Katı atık düzenli depolama alanında biriken sızıntı sularının arıtılmadan doğaya bırakılması, yeraltı ve yüzey sularının kirlenmesine neden olabilecek ve bu durum çevre ile halk sağlığı açısından risk oluşturabilecektir. Ayrıca, sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi, idarenin mali kayıplar yaşamasına, ihale süreçlerine olan güvenin zedelenmesine ve benzer projelerde yüklenicilerin taahhütlerini yerine getirme konusundaki sorumluluk bilincinin zayıflamasına neden olabilecek; tüm bu durumlar idarenin hizmet kalitesini olumsuz etkileyebilecektir.
İdarenin, sözleşme hükümleri ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 62’nci maddesi doğrultusunda hareket ederek yükleniciye, gerekçeleri açıkça belirtilmek suretiyle en az 10 gün süreli bir ihtar çekmesi gerekmektedir. Bu ihtara rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde, sözleşmenin feshedilmesi, kesin teminatın gelir kaydedilmesi ve hesabın genel hükümlere göre tasfiye edilmesi yönünde işlem tesis edilmesi uygun olacaktır. Ayrıca, sözleşmede öngörülen cezai müeyyidelerin uygulanması ve sürecin hukuki çerçevede sürdürülmesi önem arz etmektedir.
Katı Atık Bertaraf Tesisinin Çevre İzin ve Lisansına Sahip Olmaması
Katı atık düzenli depolama tesisinin çevre izin ve lisansına sahip olmadan faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “İzin alma, arıtma ve bertaraf etme yükümlülüğü” başlıklı 11’inci maddesinde, üretim, tüketim ve hizmet faaliyetleri sonucunda oluşan atıklarını alıcı ortamlara doğrudan veya dolaylı olarak vermesi uygun görülmeyen tesislerin, atıklarını yönetmeliklerde belirlenen standart ve yöntemlere uygun şekilde arıtmak, bertaraf etmek veya ettirmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Ayrıca, bu tesislerin faaliyette bulunabilmesi için çevre izin ve lisansı almasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
Aynı Kanun’un “Faaliyetlerin durdurulması” başlıklı 15’inci maddesinde ise, çevre izni veya çevre izin ve lisansı bulunmayan tesislerin süre verilmeksizin durdurulacağı belirtilmiş, çevre ve insan sağlığı açısından tehlike oluşturan faaliyetlerin ise derhal durdurulması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’nin “Çevre izni veya çevre izin ve lisansına tabi işletmeler” başlıklı 5’inci maddesinde, Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer alan işletmelerin çevre izni veya çevre izin ve lisansı almasının zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Ek-1 listesinde yer alan atık düzenli depolama tesislerinin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan çevre izin ve lisansı almak zorunda olduğu belirtilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin “Geçici faaliyet belgesi, çevre izni veya çevre izin ve lisansı belgesi vermeye yetkili merciler” başlıklı 6’ncı maddesinde, Ek-1 kapsamındaki işletmelere çevre izin ve lisans belgelerinin Bakanlık tarafından verileceği hükme bağlanmıştır.
Bu doğrultuda, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’nin Ek-1 listesinde yer alan katı atık düzenli depolama tesisinin, faaliyetlerine devam edebilmesi için çevre izin ve lisansı alması zorunludur. Ancak yapılan incelemelerde, söz konusu tesisin bu izin ve lisanslara sahip olmadan faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir.
Kamu idaresi tarafından verilen cevapta, yükleniciye bulgu kapsamında belirtilen eksikliklerin bildirildiği, bunların giderilmesi için 15 günlük süre verilerek ihtarda bulunulduğu ve verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin tespit edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca, söz konusu eksiklikler için sözleşmede öngörülen ceza tutarlarının hesaplandığı ve tahsil yoluna gidileceği belirtilmiştir.
Ancak, katı atık düzenli depolama tesisinin çevre izin ve lisansına sahip olmadan faaliyet göstermesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun açık hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Mevzuata göre, bu durum yalnızca cezai yaptırımlarla geçiştirilemez; tesisin faaliyetinin süre verilmeksizin durdurulması ve izin süreçlerinin tamamlanması yönünde işlem yapılması gerekmektedir.
İdare tarafından yapılan açıklamada ise, söz konusu ciddi mevzuat ihlaline yönelik olarak herhangi bir çevre izni ya da lisans alma sürecinin başlatıldığına veya çevre mevzuatı çerçevesinde işlem tesis edildiğine dair bir bilgi ya da belge sunulmamıştır. Bu nedenle verilen cevabın, bulguda belirtilen temel sorunla doğrudan örtüşmediği ve gerekli idari/hukuki işlemlerin başlatıldığına dair somut bir güvence vermediği görülmektedir.
Sonuç olarak, çevre izin ve lisansı olmaksızın faaliyet gösterilmesi gibi ağır bir mevzuat ihlali karşısında, yalnızca ceza hesaplanarak tahsil yoluna gidilmesi yeterli görülmemekte; tesisin faaliyetine devam edebilmesi için çevre izin ve lisans sürecinin başlatıldığını ve sonuçlandırıldığını gösteren bilgi ve belgelerin sunulması gerekmektedir.
Çevre izin ve lisansına sahip olmadan faaliyet gösteren katı atık düzenli depolama tesisi, çevresel ve idari açıdan çeşitli riskler barındırmaktadır. Öncelikle, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Faaliyetlerin durdurulması” başlıklı 15’inci maddesi gereğince, çevre izni veya çevre izin ve lisansı bulunmayan tesislerin süre verilmeksizin durdurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu doğrultuda, tesisin izin ve lisans alınmadan faaliyetlerine devam etmesi, mevzuata aykırılık teşkil etmekte olup, idari yaptırımlara maruz kalma riskini doğurmaktadır.
Bunun yanı sıra, çevre izin ve lisansı bulunmayan bir tesisin faaliyetleri, atık yönetim süreçlerinin denetlenememesine ve çevresel zararların önlenememesine neden olabilir. Sızıntı suyu yönetimi, hava emisyonları ve atık depolama süreçleri mevzuata uygun şekilde kontrol edilmediği takdirde, çevre ve insan sağlığı açısından ciddi tehlikeler oluşabilir. Ayrıca, tesisin faaliyetlerinin durdurulması halinde katı atık bertaraf hizmetlerinde aksama yaşanması ve bölgedeki atık yönetim süreçlerinin olumsuz etkilenmesi riski de bulunmaktadır.
İdare tarafından, çevre izni veya çevre izin ve lisansı bulunmayan tesislerin faaliyetlerinin durdurulacağı yönündeki mevzuat hükmü doğrultusunda, tesisin çevre izin ve lisansını almasına yönelik gerekli işlemlerin başlatılması önem arz etmektedir.
Yüklenici Tarafından Çöp Sızıntı Suyunun Arıtılmadan Alıcı Ortama Deşarj Edilmesi ve İdare Tarafından Gerekli Yaptırımların Uygulanmaması
Yüklenicinin tesiste biriken çöp sızıntı suyunu arıtma işlemine tabi tutmadan alıcı ortama deşarj ettiği, ancak idarenin bu durumu engellemek için gerekli yaptırımları uygulamadığı tespit edilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme yasağı” başlıklı 8’inci maddesinde, her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortama verilmesinin yasak olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun’un “İdari nitelikteki cezalar” başlıklı 20’nci maddesinde, atıklarını yönetmeliklere aykırı şekilde bertaraf edenlere 433.018 TL ile 1.732.078 TL arasında idari para cezası uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Atık Yönetimi Yönetmeliği’nin “Genel İlkeler” başlıklı 5’inci maddesinde, atıkların alıcı ortamlara dökülmesi, doğrudan dolgu yapılması ve depolanması suretiyle çevrenin kirletilmesinin yasak olduğu hükme bağlanmıştır. Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre, çöp sızıntı sularının mevzuata uygun şekilde bertaraf edilmemesi çevre mevzuatına aykırılık teşkil etmekte olup, idari yaptırımlara tabi olması gerekmektedir. Bu çerçevede, çöp sızıntı suyunun kaçak şekilde alıcı ortama deşarj edilmesi durumunda yükleniciye idari para cezası uygulanması ve gerekli çevresel önlemlerin alınması zorunludur.
Sözleşmenin “Süre ve Cezalar” başlıklı 18’inci maddesinin 18.6’ncı fıkrasında, çöp sızıntı suyunun arıtılmadan alıcı ortama deşarj edilmesi durumunda, Çevre Kanunu ve ilgili yönetmeliklere aykırı fiiliyatlardan yüklenicinin doğrudan sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır.
Mardin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MARSU) tarafından yapılan denetimler sonucunda, 2024 yılı içerisinde yüklenicinin çöp sızıntı suyunu izinsiz şekilde deşarj ettiği tespit edilmiş ve bu doğrultuda Kirlilik Önleme Payı tahakkuk ettirildiğini gösteren tutanaklar düzenlenmiştir. İdare ile MARSU’nun koordineli çalışmaları kapsamında, yüklenicinin çevre mevzuatına aykırı faaliyetleri kayıt altına alınmıştır.
Ancak, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri gereğince, çöp sızıntı suyunun kaçak şekilde alıcı ortama deşarj edilmesi durumunda yükleniciye idari para cezası uygulanması ve gerekli çevresel önlemlerin alınması zorunlu olmasına rağmen, yapılan incelemelerde söz konusu fiil nedeniyle yükleniciye herhangi bir yaptırım uygulanmadığı tespit edilmiştir.
Kamu idaresi tarafından verilen cevapta, yükleniciye bulguda belirtilen eksikliklerin bildirildiği, 15 günlük süre verilerek ihtarda bulunulduğu ve bu süre içinde yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin tespit edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca, eksikliklere karşılık gelen ceza tutarlarının hesaplandığı ve tahsil yoluna gidileceği belirtilmiştir.
Ancak, bulguda esas olarak çöp sızıntı suyunun mevzuata aykırı şekilde alıcı ortama deşarj edilmesine rağmen idare tarafından gerekli çevresel ve idari yaptırımların uygulanmadığı hususu eleştirilmiştir. Bu kapsamda, yalnızca ceza hesaplanarak tahsilat yoluna gidileceğinin belirtilmesi, ilgili çevre mevzuatının ve sözleşme hükümlerinin öngördüğü sorumlulukların yerine getirildiğini göstermemektedir.
Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikler, bu tür ihlallerin tespit edilmesi halinde idari para cezalarının uygulanmasını ve çevreye verilen zararın önlenmesine yönelik somut tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Buna karşın, idare tarafından yükleniciye söz konusu fiili nedeniyle herhangi bir idari yaptırım uygulandığına veya çevresel risklerin bertaraf edilmesine yönelik bir işlem yapıldığına dair bilgi veya belge sunulmamıştır.
Dolayısıyla, idare tarafından verilen cevapta yer alan açıklamalar, çöp sızıntı suyunun arıtılmadan alıcı ortama deşarj edilmesi gibi ciddi bir çevresel ihlal karşısında alınması gereken tedbirleri ve uygulanması gereken yaptırımları kapsamamakta; bu haliyle bulguda yer verilen tespit ve önerileri karşılamamaktadır.
Çöp sızıntı suyunun mevzuata aykırı şekilde alıcı ortama deşarj edilmesine karşı gerekli yaptırımların uygulanmaması hem çevresel hem de idari birçok soruna yol açabilir. Öncelikle, arıtılmadan doğaya bırakılan sızıntı suyu, yeraltı ve yüzey sularının kirlenmesine neden olarak ekosistem üzerinde geri dönüşü zor zararlar oluşturabilir ve halk sağlığını tehdit edebilir. Ayrıca, mevzuat gereği uygulanması gereken idari yaptırımların ihmal edilmesi, idarenin çevre yönetim sorumluluklarını yerine getirmediği anlamına gelerek, idari denetimlerde eksiklik olarak değerlendirilebilir ve hukuki yükümlülüklere yol açabilir. Bunun yanı sıra, yüklenicinin benzer fiilleri tekrar etmesine sebebiyet verebileceği gibi, çevre mevzuatına aykırı uygulamaların caydırıcılığını da azaltabilir. Bu durum, idarenin çevresel yönetim konusunda yeterli denetim yapmadığı algısını oluşturarak kurumsal itibar kaybına ve çevreyle ilgili olası şikâyetlerin artmasına neden olabilir.
İdarenin, yüklenicinin çevre mevzuatına aykırı faaliyetlerini engellemek için gerekli yaptırımları uygulaması, çöp sızıntı suyunun mevzuata uygun şekilde bertaraf edilmesini sağlaması ve benzer ihlallerin tekrarlanmaması için etkin denetim mekanizmaları oluşturması gerekmektedir.
Yüklenicinin Katı Atık Ön Ayrıştırma Tesisi Kurma Yükümlülüğünü Yerine Getirmemesi
Yüklenicinin sözleşme gereği kurulması zorunlu olan katı atık ön ayrıştırma tesisini taahhüt edilen süre içerisinde kurmadığı ve faaliyete geçirmediği tespit edilmiştir.
İdare ile yüklenici arasında imzalanan sözleşmenin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 2’nci maddesinde, yüklenicinin Mardin Büyükşehir Belediyesi katı atık düzenli depolama alanında belirlenen işleri yapmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Sözleşmenin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 2’nci maddesinin 2.6’ncı bendinde, yüklenicinin katı atık ön ayrıştırma tesisi kurma yükümlülüğü bulunduğu ifade edilmiştir.
Sözleşmenin “Tesisin Yapımı ve Sözleşmenin Süresi” başlıklı 6.4’üncü maddesinde, yüklenicinin katı atık ön ayrıştırma tesisini yer teslim tarihinden itibaren en geç 5 yıl içinde tamamlayarak faaliyete geçirmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Diğer yandan, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun “Müteahhit veya müşterinin sözleşmenin bozulmasına neden olması” başlıklı 62’nci maddesinde, yüklenicinin taahhüdünü şartname ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde, idarece en az 10 gün süreli ve gerekçeleri açıkça belirtilen bir ihtar çekileceği, yüklenicinin bu ihtara rağmen yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda ise protesto çekmeye ve mahkeme kararı almaya gerek kalmaksızın kesin teminatın gelir kaydedileceği ve sözleşmenin feshedilerek hesabın genel hükümlere göre tasfiye edileceği hükme bağlanmaktadır. Ayrıca, gelir kaydedilen kesin teminatın yüklenicinin borcuna mahsup edilemeyeceği belirtilmektedir.
Sözleşme hükümlerine göre, yükleniciye yer teslimi 20.12.2019 tarihinde yapılmış olup, katı atık ayrıştırma tesisinin en geç 20.12.2024 tarihine kadar tamamlanması gerekmektedir. Ancak, belirlenen sürenin dolmasına rağmen 31.12.2024 tarihi itibarıyla tesisin kurulmadığı tespit edilmiştir.
Ancak, sözleşmede bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde uygulanacak herhangi bir yaptırım hükmünün yer almadığı görülmüştür. Bu durum, yüklenicinin sözleşmeye aykırı hareket etmesine rağmen idare tarafından yaptırım uygulanamamasına ve yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak adına hukuki süreçlerin zorlaşmasına neden olabilecektir.
Kamu idaresi tarafından verilen cevapta, yükleniciye bulguda belirtilen eksikliklerin bildirildiği, eksikliklerin giderilmesi amacıyla 15 günlük süre verilerek ihtarda bulunulduğu ve bu süre içerisinde yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Ayrıca, söz konusu eksikliklere karşılık gelen ceza tutarlarının hesaplandığı ve tahsil yoluna gidileceği ifade edilmiştir.
Ancak, bulguda esas olarak yüklenicinin, sözleşme ile taahhüt ettiği katı atık ön ayrıştırma tesisini 5 yıllık yasal süresi içinde kurmaması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde uygulanacak bir yaptırım hükmünün sözleşmede yer almaması nedeniyle, idarenin etkin şekilde müdahale edememesi eleştirilmiştir. Bu yönüyle idare tarafından verilen cevap, yalnızca genel nitelikte bir ihtar ve ceza sürecine işaret etmekte; ancak yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmesini sağlamak amacıyla somut bir hukuki veya idari süreç yürütüldüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ya da belge sunulmamaktadır.
Dolayısıyla, idarenin cevabı, yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranışı sonucunda ortaya çıkan durumu düzeltmeye veya taahhüdün ifasını sağlamaya yönelik yeterli ve bağlayıcı bir yaklaşım sergilememekte; bu yönüyle bulguda ifade edilen temel eksiklikleri karşılamamaktadır.
İdarenin, yüklenicinin sözleşme hükümlerine uygun olarak katı atık ön ayrıştırma tesisini kurmasını sağlamak için gerekli adımları atması gerekmektedir. Bu kapsamda, öncelikle sözleşmede belirlenen yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle hukuki ve idari süreçlerin başlatılması, yükleniciye gerekli bildirimlerin yapılarak yükümlülüğünü yerine getirmesi için süre verilmesi ve sürenin sonunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemesi halinde sözleşme hükümleri çerçevesinde fesih ve cezai yaptırımların uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca, benzer durumların tekrar yaşanmaması adına gelecekte yapılacak sözleşmelerde bu tür yükümlülüklere ilişkin açık ve bağlayıcı yaptırımların belirlenmesi önem arz etmektedir.
İş Programının Süresinde Sunulmaması
Yapılan incelemelerde, iş programının süresi içinde sunulmadığı tespit edilmiştir.
Yüklenici ile idare arasında imzalanan sözleşmenin “İş Programı” başlıklı 8’inci maddesinde, yüklenicinin üstlendiği işleri belirli bir plan çerçevesinde yürütmesini sağlamak amacıyla, sözleşmenin imzalanmasını takip eden 15 iş günü içinde iş programını hazırlayarak idarenin onayına sunması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Yapılan incelemelerde, sözleşmenin 11.12.2019 tarihinde imzalandığı, bu doğrultuda iş programının en geç 26.12.2019 tarihine kadar idareye sunulması gerektiği belirlenmiştir.
Ancak, yüklenici tarafından iş programının 11.03.2021 tarihinde gecikmeli olarak teslim edildiği tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, ihale dokümanlarında iş programının geç sunulması halinde uygulanacak herhangi bir yaptırıma ilişkin bir düzenleme bulunmadığı anlaşılmıştır.
Kamu idaresi tarafından verilen cevapta, yükleniciye bulguda belirtilen tüm eksikliklerin bildirildiği, eksikliklerin giderilmesi amacıyla 15 günlük süre verilerek ihtarda bulunulduğu ve süresi içinde yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Ayrıca eksikliklere karşılık gelen cezaların hesaplandığı ve tahsil yoluna gidileceği ifade edilmiştir.
Ancak söz konusu cevap, iş programının süresinde sunulmaması yönündeki bulgu ile doğrudan örtüşmemektedir. Zira bulguda, yüklenicinin iş programını mevzuatta öngörülen 15 iş günü içinde sunmadığı, buna rağmen sözleşme ve ihale dokümanlarında bu gecikmeye yönelik herhangi bir yaptırım öngörülmemiş olmasının, sürecin denetimi ve ilerleyişi açısından risk oluşturduğu ifade edilmiştir. İdarenin cevabında ise, iş programının süresinde sunulmamasına ilişkin herhangi bir değerlendirme yer almamakta; ayrıca bu hususa özgü olarak nasıl bir tedbir alındığı ya da benzer gecikmelerin önlenmesi için ne gibi düzenlemeler yapılacağı açıklanmamaktadır.
Dolayısıyla, idarenin cevabı, iş programının zamanında sunulmaması fiiline ilişkin tespiti karşılamamakta ve bu gecikmeye ilişkin mevzuatta yer almayan yaptırım eksikliğini giderecek bir uygulamayı ortaya koymamaktadır.
İş programının süresinde sunulmaması, işin planlı ve koordineli yürütülmesini güçleştirerek proje sürecinde aksamalara yol açabilecektir. Bu durum, idarenin iş ilerleyişini takip ve denetim imkânlarını da zayıflatabilecek; ayrıca uygulama sürecindeki belirsizlikler nedeniyle işin gecikmesi riskini doğurabilecektir.
İdarenin, iş programının süresinde sunulmasını sağlamak amacıyla sözleşme ve ihale dokümanlarında iş programının geç sunulması halinde uygulanacak yaptırımlara ilişkin açık hükümler belirlemesi gerekmektedir. Ayrıca, yüklenicinin iş programını zamanında sunup sunmadığını düzenli olarak takip etmesi ve gecikme durumunda yazılı uyarıda bulunarak gerekli tedbirleri alması önem arz etmektedir.